僕の日本の旅行 part 1
Posted by Antoine | Posted in | Posted on 8/24/2009 02:49:00 PM
Ben geldim uzuun bir aradan sonra ve bu sefer gerçekten anlatacak binlerce şey var, hafızam ve gücüm yettiğince anlatmaya çalışacağım ama garanti vermiyorum hepsini anlatıcam diye, sıkılıyorum çünkü bi süre sonra, yaa.
Japonya'ya gittim ben. Evet, gerçekten gittim. Hatta 1 ay kaldım, naaber. Onu anlatıcam şimdi. (Salak olmadığını varsaydığım okuyucu anlamıştı zaten ne anlatacağımı) Japonca kursundan bir arkadaşla gittim, bir miktar ömrümü yedi kendisi fakat her şeye rağmen söz konusu yer "Japonya" olunca kötü geçti deme gibi bir lüksüm yok henüz nankörlük sınırlarını o derece aşamadım. xD Ha ama yorucuydu kardeşim, tabanvay gezdim tüm ülkeyi, resmen geberdim 1 ay sonunda yorgunluktan. Neyse en baştan başlayayım anlatmaya -böyle uzun şeyleri sırayla anlatmayı da hiç beceremem-
Ömür törpüsü eleman gitmeden ömrümden ömür götürmeye başlamıştı, şöyle ki; gitmemize 24 saatten az bir süre kalmış, ben oraya gidince nerede kalıcaz gibi güzide bir soru yöneltmişim ve şöyle bir cevap almışım: "Oraya gidince bakarız". Şimdi böyle bir cevap alınca çeşitli düşünce balonları belirdi tabi kafamda "Yer mi kalacak" "Ananın karnından japonya'da mı çıktın, her yeri bilme gibi bi olayın var benim mi haberim yok?" "Önden ucuz rezervasyon diye bişi hiç mi duymadın?" "Gerçekten bu kadar gerzek değilsin dimi?" "Neden hepsi beni buluyoooo?!" vs vs gibi... Sanırım içinde bulunduğum hissiyatı az buçuk anladınız. Ben ne yaptım peki, tabi ki sıçarım çarkına diyip kendime çatır çatır 15 günlük rezervasyon yaptırdım, şehirleri de programlayıp. Ha, yetmedi onun da kıçını kurtardım, ona da rezervasyon yaptırdım. Neyse ertesi gün havaalanında buluşuldu uçağa binildi falan. 14 Temmuz 2009 tarihi öğleni itibariyle de Japonya'daydık. Havaalanında bir dersanede matematik öğretmenliği yapan bir bayanla karşılaştık yanında da bir japon vardı, tokyoda yaşayan abisine ziyarete gidiyormuş, abisi de orda özel bir kursta japonlara türkçe öğretiyormuş, yanındaki japon da abisinin eski bir öğrencisiymiş falan filan. Daha havaalanından başladık yani sosyalleşmeye. İnince de Tokyo Havaalnı Şehri'nden (japonlar da kayboluyor ve gerçekten Tokyo Airport City diyorlar...) kaybolmadan sağ salim çıkmamıza yardım etti sağolsun Japon bayan, adını unuttum Kumiko muydu neydi, neyse.

Havaalanından trene bindik ve hostelimizin bulunduğu Tokyo'nun Asakusa mahallesine doğru yola çıktık, 1 saatlik tren yolculuğundan sonra Asakusa istasyonunda inip hostelimize gittik. Hostelde banyo-tuvalet zaten ortak kullanımdı ona bir şey demiyorum da odaların "o kadar da" küçük olabileceğini gerçekten tahmin etmiyordum; içeri giriyorsunuz bir ranza ve onun dibine zorla tıkıştırılmış bir adet ufacık koltuk, oda bundan ibaret. Neyse ilk gün eşyaları fırlatıp hemen Akihabara'ya yollandık (bilmeyenler için not: akihabara tokyo'nun arcade-elektronik-anime-manga cenneti) Kafayı yedim ben tabi, açıkçası tokyo'da ilk kaldığımız 4 günün üçünü akihabarada geçirdik, öyle bir şoktu ki tokyo'nun görülecek yerleri tamamen ikinci plana düştü. Allahtan 3. gün türkiye'de okulda tanıştığım bir japonla (maiko) ve onun bir arkadaşıyla buluştuk da az biraz gezdik şehri Shinjuku, Harajuku, Asakusa'daki büyük tapınak vs. Ne diyordum, ha işte ilk gün Akihabara'da geçti ancak belki de tüm Japonya'da başıma gelen en oha dedirten şey ilk gün orada oldu. 7-8 ay kadar önce japonca kursunu bırakan bir çocukla Tokyo'da Akihabara'da yolda yürürken "karşılaştık" (!?!?!!) İki taraf için de oldukça büyük bir şoktu tahmin edersiniz ki, ben zaten o anda dumur olmuş bir şekilde YOK ARTIK?! diyebildim sadece. İşin daha anormali, japonya'da cep telefonları çalışmadığı ve o da 1 hafta sonra türkiyeye döneceği için bir daha buluşamadık. Dünya küçük gerçekten, ne diyim.

Biz kendimizi Akiba'nın (japonlar akiba diyor kısaca akihabara yerine) büyüsüne kaptırmışken, maikodan mesaj geldi facebooktan buluşalım diye, hemen kabul ettim. Gün belirlendi falan ve kararlaştırılan gün ve saatte Asakusa istasyonunda buluştuk. Önce hep beraber Asakusa'daki Sensouji tapınağına gittik. Orada biraz dolandıktan sonra metroya binip Shinjuku'ya oradan da Harajuku'ya gittik.
Harajuku modasına maruz kalmış japonları doğal ortamlarında inceledik (bilmeyenlere bir not daha: harajuku modası "bir japon japonluktan nasıl çıkıp bir gremlin olur?" sorusunun cevabının uygulamaya geçirilmiş hali, bu vatandaşlar önce solaryuma girip bir güzel tenlerini koyulaştırıyorlar daha sonra da saçlarını sarı başta olmak üzere bilimum doğal olmayan renge boyayıp son olarak da renkli bir lens edinerek gördüğünüz anda arkanıza bakmadan kaçmanızı sağlayan forma giriyorlar.) Bilmemkaç katlı belediye binasının tepesine çıkıp panaromik tokyo'ya baktık, udon yedik, bolca çene çaldık vs. O gün de öyle geçmiş oldu ama çok eğlenceliydi hem bol bol japonca konuşmuş oldum ^_^. Tokyo'ya ilk ziyaret böyle geçmiş oldu.
Hepsini bir kerede yazıp kendi tarihimin en uzun yazısını yazmayı planlıyordum fakat çok sıkıldım ondan part part yazmaya karar verdim ve an itibariyle part 1 tamamlanmış bulunuyor. Hadi görüşürüz, bi daha gelmem 2 ay almaz, valla.
Japonya'ya gittim ben. Evet, gerçekten gittim. Hatta 1 ay kaldım, naaber. Onu anlatıcam şimdi. (Salak olmadığını varsaydığım okuyucu anlamıştı zaten ne anlatacağımı) Japonca kursundan bir arkadaşla gittim, bir miktar ömrümü yedi kendisi fakat her şeye rağmen söz konusu yer "Japonya" olunca kötü geçti deme gibi bir lüksüm yok henüz nankörlük sınırlarını o derece aşamadım. xD Ha ama yorucuydu kardeşim, tabanvay gezdim tüm ülkeyi, resmen geberdim 1 ay sonunda yorgunluktan. Neyse en baştan başlayayım anlatmaya -böyle uzun şeyleri sırayla anlatmayı da hiç beceremem-
Ömür törpüsü eleman gitmeden ömrümden ömür götürmeye başlamıştı, şöyle ki; gitmemize 24 saatten az bir süre kalmış, ben oraya gidince nerede kalıcaz gibi güzide bir soru yöneltmişim ve şöyle bir cevap almışım: "Oraya gidince bakarız". Şimdi böyle bir cevap alınca çeşitli düşünce balonları belirdi tabi kafamda "Yer mi kalacak" "Ananın karnından japonya'da mı çıktın, her yeri bilme gibi bi olayın var benim mi haberim yok?" "Önden ucuz rezervasyon diye bişi hiç mi duymadın?" "Gerçekten bu kadar gerzek değilsin dimi?" "Neden hepsi beni buluyoooo?!" vs vs gibi... Sanırım içinde bulunduğum hissiyatı az buçuk anladınız. Ben ne yaptım peki, tabi ki sıçarım çarkına diyip kendime çatır çatır 15 günlük rezervasyon yaptırdım, şehirleri de programlayıp. Ha, yetmedi onun da kıçını kurtardım, ona da rezervasyon yaptırdım. Neyse ertesi gün havaalanında buluşuldu uçağa binildi falan. 14 Temmuz 2009 tarihi öğleni itibariyle de Japonya'daydık. Havaalanında bir dersanede matematik öğretmenliği yapan bir bayanla karşılaştık yanında da bir japon vardı, tokyoda yaşayan abisine ziyarete gidiyormuş, abisi de orda özel bir kursta japonlara türkçe öğretiyormuş, yanındaki japon da abisinin eski bir öğrencisiymiş falan filan. Daha havaalanından başladık yani sosyalleşmeye. İnince de Tokyo Havaalnı Şehri'nden (japonlar da kayboluyor ve gerçekten Tokyo Airport City diyorlar...) kaybolmadan sağ salim çıkmamıza yardım etti sağolsun Japon bayan, adını unuttum Kumiko muydu neydi, neyse.

Havaalanından trene bindik ve hostelimizin bulunduğu Tokyo'nun Asakusa mahallesine doğru yola çıktık, 1 saatlik tren yolculuğundan sonra Asakusa istasyonunda inip hostelimize gittik. Hostelde banyo-tuvalet zaten ortak kullanımdı ona bir şey demiyorum da odaların "o kadar da" küçük olabileceğini gerçekten tahmin etmiyordum; içeri giriyorsunuz bir ranza ve onun dibine zorla tıkıştırılmış bir adet ufacık koltuk, oda bundan ibaret. Neyse ilk gün eşyaları fırlatıp hemen Akihabara'ya yollandık (bilmeyenler için not: akihabara tokyo'nun arcade-elektronik-anime-manga cenneti) Kafayı yedim ben tabi, açıkçası tokyo'da ilk kaldığımız 4 günün üçünü akihabarada geçirdik, öyle bir şoktu ki tokyo'nun görülecek yerleri tamamen ikinci plana düştü. Allahtan 3. gün türkiye'de okulda tanıştığım bir japonla (maiko) ve onun bir arkadaşıyla buluştuk da az biraz gezdik şehri Shinjuku, Harajuku, Asakusa'daki büyük tapınak vs. Ne diyordum, ha işte ilk gün Akihabara'da geçti ancak belki de tüm Japonya'da başıma gelen en oha dedirten şey ilk gün orada oldu. 7-8 ay kadar önce japonca kursunu bırakan bir çocukla Tokyo'da Akihabara'da yolda yürürken "karşılaştık" (!?!?!!) İki taraf için de oldukça büyük bir şoktu tahmin edersiniz ki, ben zaten o anda dumur olmuş bir şekilde YOK ARTIK?! diyebildim sadece. İşin daha anormali, japonya'da cep telefonları çalışmadığı ve o da 1 hafta sonra türkiyeye döneceği için bir daha buluşamadık. Dünya küçük gerçekten, ne diyim.

Biz kendimizi Akiba'nın (japonlar akiba diyor kısaca akihabara yerine) büyüsüne kaptırmışken, maikodan mesaj geldi facebooktan buluşalım diye, hemen kabul ettim. Gün belirlendi falan ve kararlaştırılan gün ve saatte Asakusa istasyonunda buluştuk. Önce hep beraber Asakusa'daki Sensouji tapınağına gittik. Orada biraz dolandıktan sonra metroya binip Shinjuku'ya oradan da Harajuku'ya gittik.
Harajuku modasına maruz kalmış japonları doğal ortamlarında inceledik (bilmeyenlere bir not daha: harajuku modası "bir japon japonluktan nasıl çıkıp bir gremlin olur?" sorusunun cevabının uygulamaya geçirilmiş hali, bu vatandaşlar önce solaryuma girip bir güzel tenlerini koyulaştırıyorlar daha sonra da saçlarını sarı başta olmak üzere bilimum doğal olmayan renge boyayıp son olarak da renkli bir lens edinerek gördüğünüz anda arkanıza bakmadan kaçmanızı sağlayan forma giriyorlar.) Bilmemkaç katlı belediye binasının tepesine çıkıp panaromik tokyo'ya baktık, udon yedik, bolca çene çaldık vs. O gün de öyle geçmiş oldu ama çok eğlenceliydi hem bol bol japonca konuşmuş oldum ^_^. Tokyo'ya ilk ziyaret böyle geçmiş oldu.Hepsini bir kerede yazıp kendi tarihimin en uzun yazısını yazmayı planlıyordum fakat çok sıkıldım ondan part part yazmaya karar verdim ve an itibariyle part 1 tamamlanmış bulunuyor. Hadi görüşürüz, bi daha gelmem 2 ay almaz, valla.

Süper süper. xD Part 2'yi dört gözle bekliyorum. Karşılaşma olayı cidden şok ötesi olmuş. Yüzünüzdeki ifadeyi hayal ettikçe gülme krizine giriyorum.
"Gerçekten bu kadar gerzek değilsin dimi?"
ahaha bir daha koptum.